Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.
To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in
· Hiç ay, yeryüzünde ev sahibi olur mu? · Hırs,
çirkinlikleri bile güzel gösterir. · Padişahın adamlarından biri, zindanın
burcunu yıksa, zindancının gönlü bu yüzden kırılır mı hiç? · Hiçbir şeyden
haberi olmayan cansızlardan, gelişip boy atan bitkiye, bitkiden yaşayış, derde
uğrayış varlığına, sonra güzelim akıl, fikir, ayırt ediş varlığına geldin. ·
Yol afetleri içinde şehvetten beteri yoktur. · Demirciliği bilmiyorsan,
demirci ocağından geçerken sakalın da yanar, saçın da. · Taş, taşlıktan
çıkıp yok olmadıkça, mücevher olup yüzüğe takılır mı hiç? · Padişah, töhmet
altına alınanı Karun'a çevirir. Artık suçsuzu ne hale kor, onu sen düşün. ·
Eğri ayağın gölgesi de eğridir. · Tam inanç aynası kesilen kişi, kendini
görse bile, Allah'yı görmüş olur. · Bilgiye ulaştı mı ayak, kanat olur.
· Göz olgunlaştı mı, temeli, özü görür. Ama kişi şaşı oldu mu parça buçuğu
görür ancak. · Sınama, deneme yolunda bilgi, tam inançtan aşağıdır, zindansa
yukarı. · Can, doğan kuşuna benzer, beden ona bir tuzak
Aylardır hatta yıllardır içimiz kan ağlıyor. Şu son günlerde ise bir başka kan ağlamaya başladık. Ardık dayanamaz hale geldik. Olacak şey değil kardeşim diyor insan kendi kendine. Nedir bu zülüm nedir bu dert bir türlü bitmez ya da bitirilemez. Mohaç meydanlarında at koşturan o mübarek şahsiyetlerin torunları bizler değimliydik. Altı yüz yıl tarihe; şanıyla kanıyla yön veren O insanların çocukları değimliyiz. Evet, Birinci dünya savaşında yetmiş yedi cephede savaşan, Çanakkale de destanlar yazan, Kurtuluş savaşında kızla oğluyla kahramanca yurdunu savunan aziz milletin evlatları nasıl oluyor da üç buçuk soysuzun hakkından gelemiyor anlamıyorum ya da anlayamıyorum. Belki de hiç anlayamayacağım.
Gençliğinin en güzel yıllarını bu vatan için vermiş olan zavvalı bir vatan sevdalısı ben, çok üzüldüm. Şu son yaşadığımız o dayanılmaz acı karşısında. Evet, önce bu televizyonlara, gazetelere, bu ülkenin insanlarına, yöneticilerine, kendini sivil toplum kuruluşu olarak görenlere, hele hele bu ülkenin gençliğine çok kırıldım. Böyle mi davranılmalı idi. Böyle mi karşılanılmalıydı bu kalleşlik, bu acı. Hiç yayın akışını bozmadan çok sıradan bir haber gibi mi girilmeliydi. Bu benim için bir haber değildi. Hayır, olamazdı da. Bu benim yüreğime saplanan bir hançerdi. Herkeste aynı etkiyi yapmalıydı. Fazla söze gerek yok değimli.
Kim nereden bilebilir o on üç vatan evladı kahraman yiğidin o kalleş kurşunlar maruz kaldığında yaşadıklarını. Canın çok tatlı olduğunu ama vatan sevgisinin bunu bastırdığını kimse bilmez öyle mi? Tamam, hadi bunu anlayalım ama o yiğitlerin bizim, için bu ülke için can verdiğini de mi bilemez hiç kimse.
Bir vatan sevdalısı olarak ben biliyorum. Aynı acıları yaşadım. Askere yarı gönüllü komando olarak askere gittim. Yarı gönüllü diyorum; gönüllü olduğumu şöyle bağıra bağıra söyleyemedim. Niye mi? İstersem bende askerliğimi kısa dönem yada öğretmen olarak herkes gibi yapabilirdim. Bu hakkın dururken kakıp gönüllü komando gidersen demişti etrafımızdaki bazı pek bilmişler şahsiyetler…..Zira evliydim ve iki tane aslanlar gibi evladım vardı geride. Onlara, dönebilirsem anlatırdım gönüllü gidişimin nedenini ama ya şehit olursam kim anlatacaktı…. Evet, bu gibi çekincelerim vardı. Her şeye rağmen yüreğime söz geçiremedim tam gönüllü komando seçildim. İstediğim oldu. Bu her şeyden daha çok sevdiğim vatanıma dağ komandosu olarak hizmet etme nasip oldu. Çok şey yaşadım. Ancak hiçbir an bile unutamadığım anlar oldu. Vücudun da otuz beş kurşunla iki şarjör mermiyi kalleşlere sıkan o iki kahramanlar kahramanı şehide sarılma ve onlarla silah arkadaşı olma şerefini yaşadım. Hayatımın en zor günüydü benim şehit törenlerine katıldığım o gün. Katılmadan edemezdim. Ateş düştüğü yeri yakıyor diyordu komutanım. “Oğlum, aile acılıdır sana iyi davranmayabilirler, istersen törenden sonra aileyi ziyaret edersin.”Demişti jandarma il komutanı bana. Haklıydı da. Biz sadece kendi acımızı biliyorduk. Oysa ki ateş düştüğü yeri yakınından daha fazla yakıyordu gerçekten. Bunu gördüm. “Benim oğlum öldü de sen niye ölmedin.”demişti ve iki yakamdan asılmıştı şehidin annesi. İnanın hiç üzülmedim. Ben ölemedim, onun kadar becerikli ve cesur değildim. O bir kahramandı. O şehit oldu ben olamadım dedim. Artık senin bir evladın da ben oldum, annem dedim.
Ve askerliğim biteli yıllar oldu. Ama ben hala uyuyamıyorum. O gün gibi acılarım devam ediyor. Her gece kardeşlerimle operasyonlara çıkıyorum. Her iftar topunu pusu zannedip kendimi yerlere atıyorum. Birileri arkamdan gülse de… Haber dinleyemiyorum annem ve annelerim aklıma geliyor. Yüreğimden bir yerler kanıyor ve birkaç sacım daha beyazlıyor. Kimse bunun farkında değil ve olmayacakta… Ben ve benim gibi düşünen vatan sevdalıları isterdi ki bu son ön üç şehidin artından üç gün yas ilan edilsin. O şerefsizlerin gezdiği yerler hiç vakit geçirilmeden yerle bir edilsin. Yılanın başı saklandığı yerde ezilsin. Ezilsin ki belki o anaların yüreğine biraz su serpilir vebu vatan sevdalı zavallıların acıları birazcık diner…..
Fuzuli,''kendi öz'' suretini taş üzerine çıkartarak Şirin'e veren nakkaş Kuhken (Ferhat)'in bu davranışından,geleneğin suret üzerine bina ettiği anlam birikiminin tam tersi istikamette bir yorum çıkarır; Kuhken Şirin'e öz nakşın çekip vermiş firib gör ne cahildir ki yontar taştan öziyçin rakib Aşkın,sevk-i tabiisi içinde gayet masum ve kendi mantığı içinde de gayet ''mantıklı'' duran bu davranıştan koskoca bir cehalet örneği çıkarırken Fuzuli,asıl ve suret arasındaki hiçde küçümsenemeyecek rekabetten söz etmektedir.Bir başka ifadeyle sevgilinin yokluğunda,onu suretinde büyüten aşıkın artık bir daha o suretten vazgeçememesi ihtimalinden.Asıl gelse bile. Dikkatli bir bakışta bu kompleks,sevgilinin,aşık nezdinde,kendi imgesiyle sokulduğu yarıştan mağlubiyetle çıkarılması olarak okunabilir. Metin Erksan'ın,sinema salonlarında gösterilmeyen,ancak bir avuç meraklısına ulaşabilen,birkaç kez de televizyonda gösterilen filmi Sevmek Zamanı'nda;güz yağmurları yağarken,tamir için girdiği bir yazlıkta duvarda asılı kocaman siyah gözlü ve siyah saçlı bir kadının resmine giderek artan bir şiddetle ve ümitsizce aşık olur genç boyacı.Surete aşık olmasıyla tipik geleneksel davranışı yüklenen delikanlı aradan zaman geçip de kızın ( asılın ) çıkagelmesinden sonra geleneğin duyuş teamülünden sapma göstermeye başlıyor.Beklenen,asıl gelince suretin hükmünü yitirmesidir.Oysa,kocaman gözlü kız,belki resimdekinden daha güzel ve kocaman gözleriyle çıka gelip de,delikanlının ilgisine ilgisiz kalamayıp,işte ben geldim,resmimi değil beni sev,dediğinde aldığı cevap:Ben resmini seviyorum,seni değil.Doğru,resmini seviyorum,seni değil.Çünkü seni görmeden önce gördüğüm ve senin yokluğunda senin suretin üzerinden büyüttüğüm sana,kendimi ilave ettim.Seni kendi içimde senden başka bir biçimde var ettim.Böylece senden,''sen''den de farklı bir sen çıkardım.Şimdi o ''sen''i seninle nasıl bozabilirim? Çünkü aşk bir yeniden var etme eylemidir.İçimizde sürekli yeni senler oluştururuz.Üstelik öyle senlerdir ki bunlar;''sen'' e de uymaz.Şair seslenir:''seni seviyorsam bundan sana ne?'' Bazen bir hayal,gelip geçici bir suret aslından ne kadar tehlikeli olabiliyor.Tehlikeli,çünkü sureti içinde büyüten aşık,kendisini katarak onu büyütüyor. Bu yüzden belki en baştan yapılması gereken anlaşmadır aşkta sevenin sevileni uyarması:İzin verir misin; seni kurabilir miyim?Seni yeniden yazabilir miyim?Kendi içimde senden bambaşka bir sen çıkarabilir miyim?Sonra tutup seni onunla yarıştırabilir miyim?Sonrasında,ona uymuyorsun,diye canını acıtabilir miyim?Hayır tabii ki! Böyle bir anlaşmaya kim ''evet'',diyebilir?Nasıl cesaret edilebilir bu ''evet''e?Evet,izin veriyorum içinde,benden bambaşka bir ben oluşturabilirsin.Sonra tutup beni onunla yarıştırabilirsin.Sonra ona uymuyorum diye canımı acıtabilirsin.Benim realitenin istilalarına mağlup düşmüş etten ve kemikten bedenimi düşlerinin ölçeğine vurabilirsin.Ve sonra düşlerinin ölçeğine uymuyorum diye beni reddedebilirsin.Hayır.Elbette ki hayır! Rekabet edemeyeceğim yegane,içinde benden çıkardığın yeni bendir.Bir tek senin içindeki kendi görüntümle yarışamam.Suretim benden öndedir suretimle yarışamam.Çünkü senin içindeki suretimin üzerinde sen varsın. Onu kendinle biçimlendirmedesin. Bir kere bu noktaya gelindi mi her sevileni bekleyen acı aldanış:''Beni seviyor''.Hayır seni sevmiyor.Kendi içinde yarattığı bir seni seviyor.Bu eylem kendi düşlerinin tümünü sana yüklemesine kadar sürecek.Ay'ın halleri.Büyüyen bir hilal.Sen sadece izin vereceksin,eşlikçiliğin bu.Sonra sen ve kurgusal sen bir süre örtüşeceksiniz.Dolunay.Sonra örtüşmeyen kısmın örtüşen kısımdan fazla olduğu bir gün mutlaka gelecek.Eksiği sol tarafında,küçülen bir hilal. Suretin içimizde oluşturduğu ve aslı tehdit eden tehlikeli derinleşme,çok kolay göz ardı edilebilecek türden değil.Sureti içlerinde o kadar büyüttükleri için pınar başında karşılaşan Hüsrev ile Şirin birbirlerini tanımadan geçer ve giderler. Kuhken'e en büyük rakib,Şirin'e verdiği kendi sureti. Puşkin''meğer ki bir hayale aşıkmışım'' yazıklanmasında. Attila İlhan '' Git başımdan Aysel,seni seviyorum'',dedikten sonra, ''Ne kadınlar sevdim,zaten yoktular'',fark edişinde.Ünlü mısraın sahibi,Aysel'i başından gitmeye zorlarken aslında Aysel'in,içindeki Aysel'i yok etmesinden korkmakta. Hayyam bir gece boyunca birlikte olduğu sevgiliyi yola koyduktan sonra ''şimdi''demekte,''şimdi sevgiliyle birlikte olma zamanı''.İçindeki sevgili dışındaki sevgiliden daima daha çok çünkü.Ya da kim bilir dışındaki sevgili içindeki sevgiliden eksik. Nedim,şiirinin onca dilberi vasf edişine rağmen, Yok, bu şehr içre senin vasf ettiğin dilber Nedim Bir peri-suret görünmüş bir hayal olmuş sana, hükmünde, biraz da kırgın. Attila İlhan'ın sevdiği kadınlar da,Nedim'in vasf ettiği dilber de, aslında fevkalade varlar.Var olabilecekleri yerdeler sadece.O yerden baktığımızda,aşk basit bir kurma eylemidir ve seven ve sevilen arasındaki ilişki zannedildiği kadar da çok değildir.Sevilen fark eder sonunda:Sevdiğin ben değilim.Seven fark eder:Sevdiğim sen değilsin. Mavi Lale - Nazan BEKİROĞLU
Bilir misiniz benim sevda mı?Sevdaların en güzeli imana, ben büyük sevdalara sevdalıyım. Ne kara kaşlara, ne yeşil gözlere ben imanı yüreklerde taşıyanların imanlarına sevdalıyım.
Bilir misiniz benim sevda mı? Ben uluhiyet sahibi olan rahmana ve o yolda cihad edenlere sevdalıyım. Ben Şehadet diyen dillere sevdalıyım. Cennet ırmaklarında dolaşan hurilere sevdalıyım. Ben Allah 'a, resulüne, ahsabına sevdalıyım...
Bilir misiniz benim sevda mı? Ben şehadeti olanlara sevdalıyım. Ben imanı kalbe koyanlara sevdalıyım. Ben eyilmeyen başların yüce sevdalarına SEVDALIYIM...
aşk bitti. elimden sanki minik bir balık kayıp gitti. aşk bitti. içimden sanki bir şeyler kopup gitti. aşk hiç biter mi? hiçbir şey olmamış gibi boşlukta kaybolup gider mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? kalır adımızla bir sokak duvarında, bir ağaç kabuğunda, bir takvim kenarında, kalır bir çiçekte bir defter arasında, bir tırnak yarasında, bir dolmuş sırasında, kalır bir odada, bir yastık oyasında, bir mum ışığında, bir yer yatağında, aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? kalır dilimizde yinelenen bir şarkıda, bir okul çıkışında, bir çocuk bakışında, kalır bir kitapta, bir masal perisinde, bir hasta odasında, bir gece yarısında, kalır bir durakta, yırtık bir afişte, buruk bir gülüşte, dalmış yürüyüşte, aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? kalır bir sokakta, bir genel telefonda, bir soru yanıtında, bir komşu suratında, kalır bir pazarda, bir kahve kokusunda, bir tavşan niyetinde, bir çorap fiyatında, kalır bir yosunda, bir deniz kıyısında, bir martı kanadında, bir vapur bacasında, aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi? aşk hiç biter mi?
Musa (a.s.) Beni İsrail'e hutbe irad etmek üzere ayağa kalktı. Kendisine, "-İnsanların en bilgini kimdir?" diye soruldu: "-Benim" diye cevap verdi. Cenab-ı Hak, "Allahulalem (yani en iyi bilen Allah'tır)" demediği için Musa'yı azarladı. Ve: "İki denizin birleştiği yerde bulunan bir kulum senden daha alimdir" diye ona vahyetti. Hz. Musa (a.s.): -"Ey Rabbim ben onu nasıl bulabilirim? diye sordu. Kendisine: -"Bir zenbile bir balık koy, onu sırtına al. Balığı nerede yitirirsen o zat oradadır" dendi. Dendiği gibi yaparak yola çıktı. Kendisiyle beraber, hizmetçisi olan Yuşa İbnu Nûn da yola çıktı. Beraberce yürüyerek bir kayanın yanına geldiler. Hz. Musa ve hizmetçisi dinlenmek üzere orada yattılar. Balık kımıldayarak zenbilden çıkıp denize kaydı. Allah ondan suyun akıntısını tuttu. Öyle ki su kemer gibi oldu. Balık için bir kanal meydana gelmişti. Hz. Musa (a.s.) ve hizmetçisi bu manzaraya şaşırdılar. Günlerinin geri kalan kısmı ile o gece boyu da yürüdüler. Musa'nın arkadaşı ona, balığın gitmesini haber vermeyi unutmuştu.
Sabah olunca Hz. Musa (a.s.) hizmetcisine: "Hele sabah kahvaltımızı getir. Biz bu yolculukta yorulduk" dedi. Ama emrolunduğu yere gelinceye kadar yorulmamıştı. Hizmetçi: -"Hani bir kayanın yanına gelmiş yatmıştık ya! Ben balığı orada unuttum. Onu hatırlatmayı, bana mutlaka şeytan unutturdu. Balık denize şaşılacak şekilde sıvışıp gitmişti" dedi. Musa (a.s.): "Bizim aradığımız orasıydı" dedi ve hemen izlerinin üzerine geri döndüler.
İzlerini takiben yürüyerek kayaya kadar geldiler. Musa (a.s.) orada örtüsüne bürünmüş bir adam gördü ve ona selam verdi. Hızır (a.s.) ona: -"Senin bu yerinde selâm ne gezer!" -"Ben Musa'yım." -"Benû İsrail'in Musa'sı mı?" -"Evet." -"Sen, Allah'ın sana öğrettiği bir ilmi bilmektesin ki ben onu bilmem. Ben de Allah'ın bana öğrettiği bir ilmi bilmekteyim ki, onu da sen bilemezsin." -"Allah'ın sana öğrettiği hakkı bana öğretmen şartıyla sana uymamı kabul eder misin?" -"Sen benimle beraber olmak sabrını gösteremezsin. Mahiyet ve hikmetini bilmediğin şeye nasıl sabredeceksin ki?" -"İnşallah sen beni çok sabırlı bulacaksın. Hem ben senin hiç bir emrine karşı gelmeyeceğim." -"Öyleyse gel. Ancak, madem bana tabi olacaksın, ben sana haber vermedikçe bana hiç bir şey sormayacaksın!" dedi. Hz. Musa (a.s.): -"Tamam!" dedi.
Hz. Musa ve Hz. Hızır (a.s.) beraberce gittiler. Deniz kıyısında yürüyorlardı. Bir gemiye rastladılar. Kendilerin gemiye almalarını söylediler. Gemi sahipleri Hızır (a.s.)'ı tanıdılar. Ve ücret istemeksizin onları gemiye aldılar. Hızır (a.s.), gidip, geminin tahtalarından birini deldi. Hz. Musa (a.s.) ona: -"Bak, bunlar bizi bedava gemilerine aldılar, sen gidip gemilerini deldin, adamları boğacaksın. Hiç de yakışık almayan bir iş yaptın!" dedi. Hızır: -"Ben sana, "benimle bulunmaya sabredemezsin" demedim mi?" dedi. Hz. Musa: -"Unuttuğum şey sebebiyle beni sigaya çekme. Bu iş sebebiyle bana zorluk çıkarma!" ricasında bulundu.
Sonra bunlar gemiden indiler. Sahil boyu yürürken, çocuklarla oynayan bir yavrucak gördüler. Hızır (a.s.) yavrucağı yakaladığı gibi eliyle başını kopararak çocuğu öldürdü. Musa (a.s.): -"Masum bir çocuğu kısas hakkın olmaksızın niye öldürdün. Bu çok yadırganacak bir iş!" dedi. -"Ben sana demedim mi, sen benim beraberliğime sabredemezsin!" diye Hızır (a.s.), Musa'ya çıkıştı. Hz. Musa: -"Ama bu birinciden de şiddetli idi" dedi ve ilave etti: "Bundan sonra sana bir şey sorarsam, beni arkadaş etme, nazarımda bu hususta haklı sayılacaksın" dedi.
Yola devam ettiler. Bir köye geldiler. Halktan yiyecek birşeyler istediler. Ama kimse onları ağırlamadı. Köyde yıkılmak üzere olan bir duvara rastladılar. Hızır (a.s.) eliyle şöyle göstererek: "Eğilmiş" diyordu. Onu doğrulttu. Hz. Musa (a.s.) ona: -"Bir cemaat ki, kendilerine geliyoruz, bize ilgi gösterip, ağırlamıyorlar, yiyecek vermiyorlar. Sen onlara bedava iş yapıyorsun, dilesen ücret alabilirdin!" dedi. Hızır (a.s.), Hz. Musa'ya: -"Artık birbirimizden ayrılma zamanı geldi. Şimdi sana sabredemediğin şeylerin te'vilini haber vereceğim" dedi.
Resûlullah (s.a.s) bu ara ilave etti: -"Allah Musa'ya rahmet buyursun. Keşke, Hz. Hızır'la beraberliğe sabretseydi de maceralarını bize nakletseydi, bunu ne kadar isterdim!"
Ravi devam ediyor: Resûlullah (s.a.s) buyurdular ki: "Birinci (soru)su Musa'nın bir unutması idi. Bir serçe gelerek geminin kenarına kondu. Sonra denizden gagasıyla su aldı. Hz. Hızır bunu göstererek Hz. Musa'ya, "Bak, dedi. Benim ve senin ilmin ve diğer mahlukatın ilmi, Allah'ın ilminden, şu kuşun denizden eksilttiği kadar eksiltir."
________________________________________ Kalb dünya arzularından birine bağlı kaldığı ve geçici lezzetlerden birinin peşine takılıp gittiği müddetçe, ahireti nasıl sevebilir?
* İnsanın ilmi arttıkça, Allah’a sevgisi arttıkça, nefsinden soğumaya, nefret etmeye başlar. Bu hâle kavuşmak, Allahü teâlânın lütuf ve ihsanıdır. O kulunu sevdiğinin alametidir.
* Dünyada asıl marifet, çok para kazanmak değil, çok sevap kazanmaktır.
* Dertlerinizi kullara değil, Allahü teâlâya arz edin. İstisnalar hariç, dert ve belanın tamamının kendi kusur ve kabahatlerimizden dolayı olduğunu unutmayalım.
* Yumuşak ve mülayim olan kazanır.
* Size dininizi imanınızı öğreten ana babanız sizden razı olmadıkça Allahü teâlânın sevgili kulu olamazsınız. İhsana kavuşma sebebi anne baba duasıdır.
* Çölde kalmış insanın suya hasreti gibi, herkesten dua almaya bakın. Üç kişinin duası kabul olur red olunmaz: 1)Anne babanın 2) Misafirin 3) Mazlum olanların.
* İlk imanımızı anamızdan, babamızdan öğrendik. Onlar ilk mürşidimizdir. Onun için ana baba hakkı çok büyüktür. Bu yüzden, din düşmanları; İslam’ı kökünden kazımak için aile yuvasını yıkmak lazım diyorlar.
* Çocuklarımıza çok ihtimam göstermeli. Kur’an-ı kerim okumalarına, ehl-i sünnet itikadını ve ilmihal bilgilerini öğrenmelerine, ehl-i sünnet âlimlerini tanımalarına ve sevmelerine çok ehemmiyet vermeli.
* Düşmanını tanımayan dostunu bulamaz.
* Ehl-i sünnet itikadından bir mesele öğretmek onlarca nafile hacdan daha sevaptır.
* Bir talebe, dinini öğrenmeye ve dine hizmet etmeye, müslümanlara ve insanlara faydalı olmaya niyet ederse, bu niyetle okursa, her nefesi zikir olur.
* Edebe riayet etmeyen hiç kimse, Allahü teâlâya kavuşamaz, yani veli olamaz. Din büyüklerinin yolu baştan sona edeptir. Namazın sünnet ve edeplerinden birini gözetmek ve tenzihi bir mekruhtan sakınmak; zikir, fikirden (tefekkürden) üstündür.
* İslamiyet bir ağaç gibidir. Kökü iman, gövdesi ibadet, meyvesi ihlas. * Dinimizin 4 kelimeyle özeti: İnanmak, muhabbet, yapmak, sakınmak.
* Tatlı dilli, güler yüzlü olun. Hiç kimseyle münakaşa etmeyin. Bölünmeyin, tefrikaya düşmeyin. Tefrika fitnedir, sakın düşmeyin.
Ben sıfatsız sevdim seni Bir ad koymadım sana, adınla sevdim Yüzüne bakmadım ay ışığında, ben mehtabı yüzün bildim
Ben sıfatsız sevdim seni Saçlarını savurmadım rüzgarla, rüzgarları saçların diye kokladım öyle sevdim ellerinde ısınmadı hiç ellerim,ben hissettiğim her sıcağı ellerin bildim
Ben sıfatsız sevdim seni Bakışlarında eritmedim hasretimi, gözlerini hiç görmedim Sen gözlerimin algılayabildiği her şey demektin, Sensin diye baktığım her şey, bilsen neleri sevdim
Ben sıfatsız sevdim seni Bilmedim güzelliğini nasıl bir şeydin, Ben güzelliği sen bildim , her güzel şeyi sana benzediği için sevdim
Ben sıfatsız sevdim seni Yalnızca sevdim , düşünmedim kim olduğunu, neye benzediğini Ben sıfatlandırmadım sevgini, öylece öylece sevdim....sevgilerimle yeşimm